Üye Girişi
Şifremi Hatırlat Şifremi Hatırlat
| |
Yeni Üyelik Yeni Üyelik
Yeni sitemizin tasarımı ve kullanışı nasıl
Anket Anket


Dernek
Dernek Logosu Dernek Logosu

Basın Bülteni Basın Bülteni

Eklenti Kur
Radyo Radyo

Kaydol
E-Bülten E-Bülten

EtkinlikEtkinlik Kayıt Formu Kayıt FormuEtkinliklere kaydolmak için tıklayınız
CanlıCanlı Yayın Yayın
UlaşımUlaşım Krokisi Krokisi
SohbetSohbet Bölümü BölümüDolu dolu ve hoşça vakit geçirmek için
DavetDavet Bölümü BölümüTanıdıklarınızı çağırın sitemizi canlandırın
İletişimİletişim Formu Formuinfo@samasder.org.tr

Çeşitli Bilgiler Çeşitli Bilgiler

Genel MesajlarGenel Mesajlar
Mesaj Panosu Mesaj Panosu

GAZETELER GAZETELER

Reklamlar Reklamlar

Memurlar Memurlar

SAMSUN VE AMASYA İLÇELERİNİ HK BİLGİLER.

SAMSUN´UN TARİHİ

SAMSUN ADININ OLUSUMU

Samsun adının Yunanca “Amisos” kelimesinden gelme olduğu Sonundaki “Os” veya “S” ekine bakılarak ileri sürülmüşse de, kelimenin kökeninin eski Yunan öncesi döneme dayanmasının daha kuvvetli bir ihtimal olduğu belirtilmiştir. Bu durumda Amisos adının deniz yoluyla gelen Yunanlılar tarafından verilmiş bir ad değil, komşu şehir Amasia gibi, Anadolu menşeli bir kelime olduğu anlaşılmaktadır. Bu gün kullandığımız şekilde “Samsun” adının ortaya çıkışı XII. ve XIII. Yy. daki Türk hakimiyetine dayandığı, Batı kaynaklarından ise “Samsun” şeklinde geçmeye başladığı görülmektedir. Gerek Samsun ve gerek Sampson şeklindeki söylenişlerin Amisos’tan geldiğine de şüphe yoktur. Osmanlılar devrinde şehrin adı Samsun olarak anılmış, fakat Sancak adı olarak Canik ismi kullanılmıştır.

TÜRK HAKİMİYETİNDEN ÖNCE SAMSUN

Samsun’un ilk insanların “başkalar” olduğu Dündar Tepe ve Öksürük Tepe kazılarında bulunan eşyalarından anlaşılmaktadır. Anadolu’ya dışarıdan gelen Gaşkalar, buraya daha önce gelenlerle birleşerek Mert Irmağı ağzında küçük bir şehir kurmuşlardır. Anadolu’nun tarih öncesi döneminin ilk siyasi birliği olan Hititler döneminde, Gaşkaların Hitit egemenliği altına girdiği görülür. Bu egemenlikte Gaşkalar zamanla eridiler ve Samsun Şehri’ de bir Hitit Şehri haline geldi. M.Ö. 1200 yıllarında Balkanlardan gelen Frigler denilen Deniz kavimleri Hitit Devleti’ni yıkıp Samsun Şehri’ni de yaktılar. (M.Ö.1182) Anadolu’da Friglerin hakimiyetine girmiş oldu. Bazı eski Yunan kaynaklarında Samsun ve civarında “Amazon” adı verilen savaşçı kadınların yaşadığı ve kendi kaynaklarına asla yabancı erkeği sokmadıkları yazılıdır. Eski İran (Pers) kaynaklarında “Akshaena” olan bu savaşçı kadınların “Termadon” adı verilen bugünkü Çarşamba ve Terme ovalarında yaşadıkları iddia edilmektedir. Friglerin Anadolu’daki hakimiyetlerinden sonra bir Kafkas kavmi olan Kimmerlerin özellikle Doğu Karadeniz kıyı şeridini hakimiyetlerine aldıklarına görüyoruz. Ancak Lidyalıların Kimmerlerlerin hakimiyetine son vermesinden sonra Ege’nin denizci kavimlerinden Miletliler Karadeniz’e açılarak, M.Ö. VI. yy. ortalarına doğru buraya geliş yerleşmişlerdir. Amisos’a yerleşenlerin Miletliler olmayıp Foçalılar olduğu da iddia edilmektedir. Milletliler veya Foçalılar geldiği sırada şehre Enete adının verildiği ve Mert Irmağı ağzında bulunduğu belirtilmektedir. Fakat Enete şehrinin ne zaman kimlerce kurulduğu bilinmemektedir. Daha sonra Enete’ye gelip yerleşen İonlar, bu şehre Amisos adını vermişlerdir. M.Ö. 546 da Perslerin, Amisos şehrinin güneyinde Lidyalılarla yaptığı savaşı kazanmaları üzerine Anadolu Pers hakimiyetine girmiş oldu. Böylece de l6 yıl önce kurulan Amisos şehri de Pers hakimiyetine geçti. Pers İmparatoru Darius (Dara) büyük bir sefer hazırlığı için geldiği Amisos şehrinde, şehrin yerini beğenmeyerek, Amisos’un 3 km. batısındaki Toraman Tepede şehri yeniden kurdurdu. Böylece Türk hakimiyetini gördükten sonra halkın “Kara Samsun” dediği ikinci Amisos şehri kurulmuş oldu. Yunanlıların Perslerin yenmesi üzerine Amisos, Sinop ile birlikte Atinalıların eline geçti. Ancak Amisos kısa bir süre sonra tekrar Persler tarafından hakimiyet altına alındı. M.Ö. 327 yılından M.Ö. 331 yılına kadar Pers hakimiyetinde kaldı.

Makedonya İmparatoru Büyük İskender, çıktığı doğu seferinde Anadolu hakimiyeti olan Persleri .yenmesi ile, Amisos şehrine de hakim olmuş ve bu şehirde bağımsız bir idare kurmuştur. Ancak, Büyük İskenderin M.Ö. 323 yılında ölümü ile İmparatorluğunda da kargaşaların baş göstermesi ile Amisos’ da miras kavgasına düşen kumandanları arasında sık sık el değiştirmiştir. Makedonya İmparatorluğunun içerisinde bulunduğu bu karışık durumdan faydalan Pers Asilzadelerinden Mitridat Amasya, Sinop ve Amisos’u ele geçirerek “ Pent Krallığı “ nı kurdu. (M.Ö. 255) Amisos’da Eupatoria mahallesini inşa ettirip saraylar ve mabetler yaptırdı. Amisos ve Sinop’u İdare Merkezi yaptı. Pent Krallığı ile büyük Roma İmparatorluğu arasında uzun süren savaşlar sonrasında M.Ö. 71 de Romalı General Lukullus tarafından Amisos zapt edildiyse de, hakimiyet mücadelesi bir süre daha devam ettirdikten sonra Amisos, Roma hakimiyetine girdi. Romalılar bu şehir bir nevi muhtar Cumhuriyet haline getirdiler. Ancak muhtariyet zamanla ortadan kaldırıldı.

Roma hakimiyeti altında Amisos, ticari bakımdan önem kazandı. Ve bu ticaret sayesinde zenginleşti. Hıristiyanlık da Amisos’da erken yayıldı. Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasıyla da Amisos Bizans’ın idaresine geçti ve bir piskoposluk merkezi haline getirildi. Bizanslılarla, Müslüman Araplar arasında başlayan savaşlar Amisos’u da etkilemiş, Müslüman Arapların Anadolu ya yaptıkları akınlar Karadeniz kıyılarına kadar ulaşmıştır. Amisos IX. Asrın sonuna kadar bir kaç defa kısa sürelerle (705,733,863 ve 893 de) Müslüman Arapların eline de geçti. Bu mücadeleden sonra Amisos Türklerce feth edilinceye kadar Bizans hakimiyetinde kaldı.

 

TÜRK HAKİMİYETİNDEN SONRA

1071 deki Malazgirt Zaferi ile Anadolu’nun kapıları Türklere açılması ile, Türk Beyleri, Akıncıları, Dervişleri Anadolu’yu boydan boya fethe başladılar. Bu feth hareketiyle Amisos şehri de karşılaştı Danişmendliler Amisosu kuşattılarsa da alamadılar. Ancak şehri abluka altına alabilmek amacıyla bir kale yaptırdılar. Bu kale daha sonra yıkılmış olup, bugünkü kale mahallesi, adını bu kaleden aldığı tahmin olunmaktadır. Samsun havalisinin kesin olarak Selçuklu hamiyetine alınması II. Kılıç Arslan (1155-1192)’ın saltanatının son devirlerine rastlar. Ancak Amisos’u alamayan Selçuklular, bu şehrin yakınında “Müslüman Samsun”u kurdular. Samsun bir Türk beldesi olduktan sonra Hıristiyan Amisos önce Bizans XIV. asrın ilk yarısından itibaren de Ceneviz Müstahkem Beldesi olarak, onun yanında 230 yıldan fazla yaşayabilmiştir. Türkler bundan sonra Amisos’a “Kafir Samsun”, “Gavur Samsun” veya “Kara Samsun” adını vermişlerdir. Kara Samsun adı, Amisos harap olduktan sonra da zamanımıza kadar varlığını sürdürmüştür. Müslüman Samsun yanında, Amisos’un bu kadar uzun bir müddet bağımsız yaşayabilmesi müşterek menfaat temeline dayanan bir düşünce ile açıklanabilir. Kalyon Burnu gerisindeki sırt üzerinde bulunan Amisos’a karşılık, Selçukluların kurduğu Samsun ise burnun önünde deniz kıyısından itibaren yamaçlara doğru kurulmuştu. Her iki şehrin de surları vardı ve iki şehir arasında “ancak bir sayan atımı” yahut “bir yarım ok menzili” mesafe var idi.

Amisos şehri XIV. asrın başlarında, öteden beri şehirde kuvvetli bir tüccar zümresi bulunduran Cenovalıların eline geçti. Cenovalılar Amisos’u bir asırdan fazla ellerinde tuttular. Samsun ise Selçuklulardan sonra İlhanlı Devletinin veya ona tabi beyliklerin elinde kaldı. Selçukluların zayıflamasından itibaren Samsun ve çevresinde bir takım küçük beylikler doğdu. Bu beylikler bazen Candaroğullarına, bazen Kadı Burhaneddin’e, bazen Osmanlılara dayanarak varlıklarını muhafaza edebilmişlerdir. Bu beylere tarihte “Canik Beyleri” adı da verilir. Bu beylikler şunlardı; Canik, Ladik ve çevresinde Kubadoğulları, Ordu-Giresun mıntıkasında Emiroğulları, Niksar-Terme, Çarşamba havalisinde Tacüddinoğulları, Vezirköprü-Havza sahasında Taşanoğulları, Bafra havalisinde Bafra (Bavra) Beyliği. Bu beylikler daha sonra Osmanlı hakimiyeti altına alınmıştır. Samsun (Müslüman) Kubadoğullarından Osmanlı hakimiyetine 1398’de I. Beyazıd zamanında geçti. I.Beyazıd Cenevizlilerle barış halinde olduğundan Amisos’a dokunmadı. Osmanlı Devletinin birliğini bazen Ankara savaşından sonra (1402) Samsun elden ele geçti. Önce Kubadoğullarının eline geçen Samsun, 1419’da İsfendiyaroğulları topraklarına katıldı. Osmanlılar tekrar birliklerini kurmaya başladıkları I. Mehmed (Çelebi) zamanında savaşsız olarak Samsun’u zapt ettiler (1419).

“Kafir Samsun” denilen Amisos ise I. Murad zamanında (1425)de Osmanlı hakimiyetine alındı. Bu esnada Amisos’a hakim olan Cenevizliler şehri yakıp gemilere binerek burayı terk ettiler. Bu suretle “Gavur Samsun” denilen Amisos da kesin olarak tarih sahnesinden silinmiş oldu. Geriye sadece taş yığını ve enkaz kaldı. Şehrin yangınını surların dışından seyreden Türkler, kara kara dumanları tüten bu şehir kalıntısının yerine “Kara Samsun” adını verdiler ki bu ad hala günümüzde de kullanılmaktadır. Bundan sonra Samsun’un ağırlık merkezi tamamıyla kıyıdaki Müslüman şehre geçti. Samsun Canik Sancağı adı altında Sivas (Rum) eyaletine tabi bir sancak olarak Osmanlı İdari Teşkilatına dahil edildi. Şehrin çevresindeki diğer mahalli küçük beyliklerde Osmanlılar tarafından zapt edildi. Samsun Osmanlı hakimiyetine geçtikten sonra uzun yıllar önemsiz bir iskele olarak kaldı. Sinop hatta Ünye, Samsun’dan daha ileri durumda idiler. Şehir Yavuz Sultan Selim döneminde Trabzon ve Karahisar’la (bugünkü Şebinkarahisar) birlikte yeni oluşturulan Erzincan Eyaletine bağlanır (1514). III: Mehmed (1595-1603) devrinde Rus Kazaklarının saldırısına uğrayan Samsun’un surları sonradan tamir edilerek, buraya muhafızlar tayin edilir. 1774 yılında Canik Muhassıllığına Canikli Hacı Ali Bey tayin edildi ve uzun yıllar bu bölgeye hakim oldu. Gürcistan seferlerinde gösterdiği başarılardan dolayı kendisi paşalığa yükseltildi. Ayrıca Canik Sancağı uhdesinde kalmak üzere Sivas, Amasya ve Şebinkarahisar’ın idaresi de kendisine verildi.

XVII. asrın ilk yarısından başlayarak Samsun ile Karadeniz’in öteki limanları, özellikle Kırım arasında yapılan deniz ticareti şehrin önemini artırdı. Ancak 1774’de Kırım’ın Osmanlı denetiminden çıkmasından sonra bu ticaretin gerilemesi Samsun’u olumsuz yönde etkiledi. Sancağın yönetimi XIX. asrın başlarına (1807) kadar Canikli Hacı Ali Paşa soyundan gelenler tarafından idare edildi. Bu hanedanlığın Samsun üzerindeki hakimiyetlerinin son bulmasıyla, III. Selim’in son zamanlarında Samsun Muhassallığına Canikli Hacı Ali Paşanın Hazinedarı Hazined(r-Z(de Süleyman Ağa tayin edildi. Bundan sonra da Samsun ve Çevresi XIX. asrın ortalarına kadar uzun yıllar Hazined(r-Z(delerin hakimiyetinde kalacaktır. Bu hakimiyetin nihayetlenmesinden sonra da Samsun merkezden atanan mutasarrıflar tarafından idare edilecektir. XIX. asrın sonlarında da Trabzon Vilayetine bağlı bir mutasarrıflık olarak yönetilecektir. Samsun’un Osmanlı hakimiyetine geçtikten sonra uzun yıllar gelişememesinde en önemli etkenler idari bozukluklar, (y(nların yönetimi, çeşitli bölgelerin zengin ailelerin elinde kalması gibi sebepleri sayabiliriz. Eğer gemicilikle ilgili zift, halat ve kendir gibi eşyası ile düşman cephelerinde savaşan kuvvetlere zaman zaman un ve peksimet gibi yardımlar olmasaydı Samsun şehri büsbütün unutulmuş olacaktı.

XIX. yüzyılın ortalarından itibaren Samsun, Karadeniz’in buharlı gemilere açılması, tütün ekiminin yaygınlaşması sonrasında gelişmeye başladı. Şehrin Türk nüfusu arttığı gibi Trabzon ve Ege kıyılarından, İç Anadolu’dan Türkçe konuşan Rumlar ve Ermeniler ile Avrupalı Tüccarlar Samsun’a yerleşmeye başladılar. Daha sonra bu gayr-i müslim ve gayr-i milli unsurlar şehirde ticareti, sanayiyi, ekonomiyi ve eğitimi ele geçirdiler. Rumlar, Fransızlar, Belçikalılar, Amerikalılar ve Ruslar şehirde tütün alım ve işleme tesisleri, ticaret firmaları, bankalar, sigorta şirketleri açtılar. Tütüncülük ve diğer tarım faaliyetleri sonunda ticari ve iktisadi hayat hızlandı ve nüfusta o oranda arttı.1869 yılında Samsun’da büyük bir yangının çıkmasıyla, hemen hemen şehrin tamamı yanarak kül haline gelir. Ancak ticari faaliyet açısından gelişmiş bir şehir olması dolayısıyla bu felaketin yaraları çabucak sarılır.

I. Dünya Savaşı esnasında ticari faaliyetleri özellikle de deniz ticareti felce uğradığı için ekonomik açıdan büyük sıkıntılar içerisine girer. Aynı zamanda savaş esnasında Rus savaş gemileri tarafından da dört kez topa tutulan Samsun şehri önemli ölçüde hasara uğrar (1915). Osmanlı Devletinin I. Dünya Savaşında yenilip topraklarının müttefikler tarafından işgali sonrasında, devletin içerisinde bulunduğu durumdan kurtarılması için büyük önder M. Kemal Atatürk tarafından başlatılan İstiklal mücadelelerinin meşalesinde 19 Mayıs 1919’da 9. Ordu Müfettişliği görevi ile Samsun’dan ateşlenmişti. Samsun’da doğan bu güneş kısa zamanda tüm yurdu kaplayarak, iç ve dış düşmanlarımıza karşı kesin zaferin kazanılmasıyla parıldamış. İşte bu özelliği ile de Samsun İstiklal Savaşının simgesi durumuna gelmiştir.

 
Samsun İlçeleri Hakkında Genel Bilgi
 

 

1. ALAÇAM

İlçe çok eski bir tarihe sahiptir. Alaçam’da M.Ö.’ ki devirlerde Frigyalılar, Kimmiler, Mısırlılar, Lidyalılar ve Persler çeşitli aralıklarla hüküm sürmüşlerdir. Adını; kasabanın ortasından geçen Uluçay´ın kenarındaki Uluçam denilen büyük çam ağaçlarından almıştır. Osmanlı´dan beri bir Türk kasabası olan Alaçam, 1 Eylül 1944 tarihinde 8. ilçesi olarak Samsun´a bağlanmıştır. Kuzeyinde Karadeniz, batısında Yakakent, güneyinde Vezirköprü ve doğusunda ise Bafra ilçeleri ile çevrili şirin bir sahil kasabasıdır. Yüzölçümü 632 km2, denizden yüksekliği ortalama 30 m ve sahil uzunluğu ise 7,8 km´dir.
Ilçenin ekonomisi tarıma dayalı olup, genel olarak tütün, buğday, çeltik ve mısır üretimi yapılmaktadır. Ayrıca hertürlü sebze ve meyve de yetiştirilmekte’dir. Bunun yanında hayvancılık ve balıkçılık da yapılmakta olup hayvancılıkta büyük ve küçük baş hayvan yetiştiriciliği ön plandadır.
İlçenin kırsal alanlarında el körükleri ile sıcak ve soğuk demircilik yapılmaktadır. Ayrıca ilçede 800 işçi istihdam eden bir de tekel işletmesi mevcuttur.


2. ASARCIK

1877 - 1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra Rusya´dan göç eden Çerkezlerin küçük bir köy olan şimdiki ilçe ve yakınındaki bir kaç köye yerleşmeleriyle Asarcık kurulmaya başlamıştır. Zamanla civardan göç edip gelenlerin yerleşmeleriyle de büyümüş; 1959 Yılında nahiye, 1587 yılında da ise ilçe olmuştur. 1989 Yılı Mart ayında yapılan “Mahalli İdare” seçimleri öncesinde de Belediye kurulmuştur.
Samsun´un 44 km güneyinde yer alan Asarcık batıdan Kavak ve doğudan Çarşamba ilçeleri ile çevrilidir.
İlçede tarıma elverişli arazinin az ve verimsiz olması ve sulanabilir arazinin olmaması, tarım sektörünün gelişmesini engellemiştir. Tarımdan elde edilen ürün halkın ancak Tüketim ihtiyacını karşılayabilecek düzeydedir. Başlıca yetiştirilen ürünler buğday, mısır, arpa ve şekerpancarıdır. Şekerpancarının dönüm başına 2,5 ton civarında elde edilmesi verimin oldukça düşük olduğunu göstermektedir.


3. AYVACIK

Kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, daha önce bağlı bulunduğu Çarşamba İlçesinden daha eski bir tarihe sahip olduğu sanılmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu zamanında bir Rum köyü olan Ayvacık, Cumhuriyet kurulduktan sonra Rumlar tarafından terk edilmiştir. Halk ilçeye Cumhuriyet kurulduktan sonra yerleşmiştir.
Ayvacık, 1954 te tam teşekküllü nahiye olmuş; fakat 1969 da daha önce kurulmuş resmi kurumlar kaldırılmış, 1978´de ise yine köy e dönüştürülmüştür. 20 Mayıs 1990 tarihinde Ayvacık köyü Keskinoğlu köyü ile birleştirilerek AYVACIK ilçesi oluşturulmuştur. 19 Ağustos 1990 tarihinde yapılan “Mahalli İdare” seçiminden önce de belediyesi kurulmuştur.
Ayvacık; Canik Dağlarının kuzey eteklerinde, Suat Uğurlu Baraj gölünün kıyısında (Yeşilırmak Vadisinde) yer almaktadır. Bu uzun vadide bir de Hasan Uğurlu Baraj gölü bulunmaktadır. İlçenin en yakın komşusu 28 km kuzeyindeki Çarşamba ilçesidir. Samsun’a uzaklığı ise 62 km. dır. Halkın yaklaşık % 80-90’ı tarımla, % 8-9´u ticaretle ve % 1 ´i de balıkçılıkla uğraşmaktadır.
Tarım sektörü; mısır, buğday, arpa ve fındık üretiminde yoğunlaşmıştır. Topraklarının büyük bir bölümü orman arazisidir. Tarıma elverişli topraklar genellikle bozuk ve kuru orman alanlarının açılmasıyla elde edilmiştir. Hayvancılık alanında ise sahip olunan potansiyel yeterince değerlendirilememiş, hem mera hem de ahır hayvancılığı yeterince gelişme gösterememiştir.
İlçe de ayrıca Hasan Uğurlu ve Suat Uğurlu Hidro-elektrik Santralları ile ülke ekonomisine önemli katkı sağlayan ve sanayinin ana girdisi olan elektrik üretimi yapılmaktadır. Bu barajlar 1981 - 82 yıllarında hizmete girmiştir.



4. BAFRA


Bafra´nın tarihi M.O. 5000 yıllarına kadar uzanmaktadır. lkiztepe Ören yerinde yapılan kazılarda Kalkolitik Döneme (M.O 5000-4000) ait yerleşmelerin izine rastlanılmıştır. 1071 Malazgirt Savaşından sonra Selçukluların eline geçen Bafra´ya 1214 yılında Anadolu Selçuklu Hükümdarı İzzettin Keykavus, türkmen aşiretlerini yerleştirmiştir. 1243´de başlayan Moğol istilaları, Selçuklu İmparatorluğunun yıkılıp yerinde birçok türk beyliğinin kurulmasına neden olunca, bu topraklarda da küçük bir Selçuklu Beyliği olan Bafra Beyliği kurulmuştur. 1460´da ise Bafra Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Bafra Osmanlı Imparatorluğu devrinde Trabzon vilayetine bağlı Canik Sancağına ait bir yerleşim idi. Hangi tarihte kaza merkezi olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Salname kayıtlarına göre 1854 sonunda kaza merkezi olduğu sanılmaktadır.
Bafra adının; Kızılırmak´ın denize açıldığı yerde M.O. 525 yıllarında Fenikeliler zamanında ticaret gemilerinin yanaştığı koylara kurulan ticaret evlerine, Bafida denilmesinden geldiği sanılmaktadır.
Bafra Karadeniz´e 20 km uzaklıkta, denizden yüksekliği 20 m olan ve Kızılırmak’ın birikintisinden oluşan ova üzerine kurulmuş bir ilçemizdir. Doğusunda ve kuzeyinde Karadeniz, batısında Alaçam, güneyin ise Kavak ilçeleri ile çevrilmiştir. Yüzölçümü 175.000 ha, Samsuna uzaklığı 51 km dir
Kızılırmak Deltasının Karadeniz’e açılan kısmını kaplayan Bafra Ovası, güneyde Canik Dağlarının uzantıları olan dağlarla çevrilidir. Bu dağlardan en yükseği 1224 m ile Nebyan Dağıdır. Türkiye´nin en uzun akarsuyu olan Kızılırmak bu dağları derin bir vadi ile geçerek Bafra ovasına ulaşır. Bafra ovasının tamamı Kızılırmak’ın taşıdığı alüvyonlar tarafından oluşturulmuştur. lrmağın denize yakın kısımlarında birçok küçük göl oluşmuştur. Nebyan dağının etekleri ise yayla durumundadır.
Kızılırmak´ın uzunluğu 1151 km dir. Sivas´ta ki Kızıl Dağ´dan doğar. Orta Anadolu´da geniş bir yay çizerek Bafra´dan denize dökülür. En çok suyu nisan ve temmuz aylarında taşır. Kızılırmak´ın denize döküldüğü yerde oluşmuş göller, ırmağın her iki yakasında da yer almakta olup batısındaki Karaboğaz, doğusundaki ise Balık gölüdür. Doğu yakasında yer alan diğer göllerin başlıcaları şunlardır: Dutdibi, Liman, Hayırlı, Çernek, Uzungöl, Tombulgöl ve Incegöl’dür. Göllerin çevresi sazlık ve bataklıklarla çevrili olup yer yer ormanlık alanlar da göze çarpar.
İlçede Orta Karadeniz iklimi hakimdir. İç ve dağlık kesimler deniz etkisinden uzak olduğu için biraz daha soğuktur. Yağışlar bol, nem oranı fazladır. Ocak-şubat en soğuk, Ağustos ise en sıcak aydır.
İlçe genelinde tarımsal üretimine ve tarım ürünlerin işlenip pazarlanmasına dayalı bir ekonomik yapı gelişmiştir. Tarım; ilçeye, Karadeniz Bölgesine ve de Türkiye´ye üretim yapmaktadır. Kızılırmak deltasının sulak alanlarında yaşayanların temel geçim kaynaklarının ise tarım, hayvancılık, balıkçılık ve sazcılık olduğu söylenebilir.


5. ÇARŞAMBA

Çarşamba; ilk defa Yeşilırmağın doğu yakasındaki Çay ve batı yakasındaki Sarıcalı Mahalleleri çevresinde gelişmeye başlamıştır. Buranın ovada merkez rolünü üstlenmesinde, ilki 1370’te olmak üzere kurulmakta olan panayırın etkisi büyüktür. Bu panayır çarşamba günleri kurulduğundan ilçe adını buradan almıştır.
Osmanlı İmparatorluğu zamanında da idari teşkilatta önemli bir yerleşim olarak yerini almış olan Çarşamba´ da, Cumhuriyetten sonra 1925 yılında Belediye Teşkilatı kurulmuştur.
İlçe, Samsun-Ordu karayolu üzerinde ve Yeşilırmak´ın oluşturduğu verimli delta ovasında kurulmuştur. Doğusunda Terme, batısında Tekkeköy, kuzeyinde Karadeniz ve güneyinde ise Ayvacık ve Salıpazarı ilçeleri bulunmaktadır.
Halkın çoğu tarımla uğraşmaktadır. Yeşilırmak’ın suladığı ova, tarıma son derece elverişli topraklarla kaplıdır. Tarım; ilçeye, Karadeniz Bölgesine ve de Türkiye´ye üretim yapacak düzeyde gelişmiştir. Yetiştirilen ürünler buğday, arpa, çeltik, fasulye, soya fasulyesi, nohut, şekerpancarı, ayçiçeği, şeftali, fındık ve elma başta olmak üzere çok çeşitlidir. Aynı zamanda 450 dekarlık alana da tütün dikilmekte ve yılda ortalama 42.346 ton tütün yetiştirilmektedir. Ayrıca, Şeker fabrikasının üretime başlamasıyla şeker pancarı da yetiştirilmeye başlanmıştır. Şeker fabrikasının açılması; özellikle köylerde büyükbaş ve küçükbaş hayvancılığın gelişmesini sağlamıştır.



6. KAVAK

Tarihi oldukça eskidir. İlçe merkezinin kuzeyinde kalan Kaledoruğu Höyüğünde 1942’de yapılan araştırmalarda M.Ö.3500-M.Ö. 2000 yıllarına ait eserlere rastlanılmıştır. Bu verilere göre Kavak, tarihi Tunç Çağına kadar uzanan bir yerleşim yeridir. Kaledoruğu Höyügünde Genç Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserlere rastlanması ise buradaki yerleşimin sürekliliğini göstermektedir. Hititlerin egemenliğinden sonra M.Ö.1200´lerde Friglerin, M.Ö. 7. yüzyılda ise Miletlerin egemenliği altına girmiştir. M.Ö.333’te Pontusların eline geçen Kavak´a daha sonra Romalılar hakim olmuştur. Daha önce Yahudiliği benimseyen halk, Hazreti İsa´nın havarilerinden Aziz Andre ve Pier´in Bölgeye gelmesi ile de Hristiyanlıkla tanışmıştır. Müslümanların Abbasiler döneminde (750-1258) Malatya-Tokat üzerinden Karadeniz kıyılarına gelmeleriyle İslam dinini kabul etmişlerdir. 1418’de Çelebi Mehmet döneminde İlçe tamamen Osmanlıların eline geçmiştir.
Kavak Samsun-Ankara karayolu üzerinde kurulmuştur. Samsun´a uzaklığı 51 km dir. Doğusunda Asarcık, batısında Havza, kuzeyinde Samsun ve Bafra, güneyinde ise Ladik ilçeleriyle çevrilidir. Kavak ilçesinin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Tarım alanında en çok buğday, mısır, yulaf, arpa gibi tahıl ürünleri yetiştirilir. Ayrıca şekerpancarı, tütün ve patates ekimi de yapılmaktadır.
İlçedeki sanayi ise genellikle kireç, tuğla ve kremit üretimi gibi yerel ihtiyaçlara hitap eder düzeyde gelişmiştir.


7. LADİK

Ladik ilçesinin tarihinin yapılan arkeolojik kazılardan hareketle M.Ö.3000-M.Ö.2000 yıllarına kadar uzandığı tahmin edilmektedir. Bölge M.Ö.550-332 yılları arasında Perslerin hakimiyetine girmiştir. Bir dönem sonra Pontus krallığı adını alan devlet Samsun ve Amasya´ya hakim olmuştur. 1071 Malazgirt savaşından sonra İslamiyet yayılmıştır. Osmanlılar Ladik´i 1428´de topraklarına katmışlardır. Ladik, Cumhuriyet dönemine kadar Sivas Sancağına bağlı Amasya vilayeti sınırları içinde bulunmuştur. Cumhuriyet kurulduktan sonra ise 1925´te Samsun´a bağlanmıştır
Samsun´un güneyinde yer alan Ladik, kuzeyinde Kavak, güneyinde Suluova, doğusunda Taşova ve batısında Havza Ilçeleri ile çevrilidir. Yüzölçümü 558 km2 dir.
İlçenin ekonomisi genellikle tarıma dayanmaktadır. Buğday, arpa, yulaf, mısır, şekerpancarı yetiştirılen tahıllardandır. Verimli ve geniş ekim-dikim alanlarına sahip almasından dolayı sebzecilik gelişmiştir. Özellikle domates, biber, patlıcan, salatalık, taze fasulye vb. sebzeler yetiştirilerek, toptancı sebze halinden, ihtiyaç duyulan illere sevk edilmek üzere pazarlanmaktadır. Ladik´in yayla durumunda olması küçük ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliğine de olanak sağlamıştır.
İlçedeki en büyük sanayi kuruluşu çimento fabrikasıdır. Bir de küçük sanayi sitesi bulunmaktadır.



8. HAVZA


Havza´nın doğusunda yer alan Lerdüge Tümülüs’lerinde yapılan arkeolojik araştırmalar ilçenin tarihinin M.Ö. 100 yıllarına kadar uzandığını göstermektedir. Kasaba şifalı suları nedeniyle yıllarca krallıklar ve beylikler arasında el değiştirmiştir. İsmini, 1156 ´da Amasya hükümdarı olan Kavushan´dan almıştır. Kavus adınının ise 1245 tarihinde Selçuklu hükümdarlarından Sadi Paşa tarafından Havza olarak değiştirildiği ileri sürülmektedir. Beylikler döneminde Havza Canik Beylerinden Taşanoğulları tarafından idare edilmiştir. Amasya Valisi 2. Murat, Yörgüç Paşa´yı görevlendirerek Taşanoğullarının egemenliğindeki Havza yöresini Osmanlı egemenliği altına almıştır. Böylece Havza 1430’da Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlılar döneminde Amasya iline bağlı olarak yönetilen Havza, 1882 tarihinde ilçe haline getirilmiş, 1926 yılında ise Samsun´a bağlanmıştır.
Samsun´a uzaklığı 86 km olan ilçenin, kuzeyinde Bafra, güneyinde Suluova ve Merzifon, batısında Vezirköprü, doğusunda ise Ladik ve Kavak ilçeleri yer almaktadır. Havza´nın kuzeyi sıradağlar ile çevrilidir. Batısında Taşan (Tavşan) dağları yer alır. Bu dağların etekleri yayla konumundadır. En önemli akarsuları, ters akan Derinöz ile İstavroz´dur.
İlçenin ekonomisi genellikle tarıma dayanmaktadır. Buğday ve şekerpancarı en fazla üretilen ürünlerdir. İlçenin köylerinde hayvancılıkta yaygın olarak yapılmaktadır. Dağlarla çevrili ilçede orman alanları geniş yer kaplar. Özellikle orman köylerinde yaşayan halk geçimini büyük ölçüde orman ürünlerinden sağlamaktadır.
İlçede çok sayıda un fabrikası faaliyet göstermekte imal edilen unlar çeşitli illere pazarlanmaktadır. Eski ve yeni çeltek denilen mevkii de ise linyit kömürü çıkarılan ocaklar vardır. Bu tür işletmeler ilçede istihdam imkanı sağlamaktadır. Havza´da genellikle küçük çapta imalatın ve çeşitli alanlarda tamir işlerinin yapıldığı bir de küçük sanayi sitesi faaliyettedir. Havza ekonomisinde kaplıca turizmi, temel sektörlerden biri konumundadır.


9. 19 MAYIS

19 Mayıs ilçesinde Dağköy ve Yörükler beldeleri civarında yapılan arkeolojik kazılarda M.Ö. ki yıllara ait yerleşmeler olduğu saptanmıştır. Dağköy´de ortaya çıkarılan mezarların M.Ö.47 yıllarına ait olduğu sanılmaktadır. Yörükler beldesinde bulunan Hamamın ise Cenevizliler ve Romalılar dönemine ait olduğu rivayet edilmektedir. Milattan önceki yıllardan beri yerleşim yeri olarak kullanılmış bu topraklar, Çelebi Mehmet döneminde Osmanlı hakimiyetine girmiştir.
Samsun´a 33 km uzaklıkta, Samsun-Sinop devlet karayolu üzerinde ve Kızılırmak Nehrinin meydana getirdiği delta ovasının doğu ucunda yer alan ilçenin denizden yüksekliği 10 m olup doğusunda Samsun, batışında Bafra, kuzeyinde Karadeniz, güneyinde ise Samsun ve Bafra ilçeleri bulunmaktadır. En yüksek yeri Nebyan ormanlarının bulunduğu güneyindeki tepedir. İlçe merkezinin kuzeyinde kalan topraklar Kızılırmak´ın oluşturduğu Ova´nın bir bölümünü teşkil eder. Bu alanda Balık Gölleri´nin bir kısmı bulunmaktadır. Ilçenin genel konumu da ova durumundadır.
İlçede tarım, hayvancılık ve balıkçılık gelişmiş durumdadır. Tarım ürünleri arasında fındık, mısır önemlı yer tutar. Balıkçılık denizden başka balık göllerinde de yapılmaktadır. 19 Mayıs ilçesinde cevizcilik ve arıcılık projeleri uygulanmaya konulmuş ve ekonomik açıdan önemli katkılar sağlanmıştır. Ayrıca, yapılan el dokuması kilimler, çoraplar vb. eşyalar ilçe ekonomisine küçük de olsa katkı sağlamaktadır. Balık gölleri civarında yapılan hasır örücülüğü de ekonomik faaliyetler arasında sayılır. Bütün bunların yanında birde küçük sanayi sitesi bulunan ilçe de özellikle bahçe tarımında kullanılan araç ve gereçler ile soba ve kuzine imalatı yapılmaktadır.


10. SALIPAZARI

Terme ve Çarşamba ilçelerinden ayrılan Alanyaykın, Düzköy ve Bereket köylerinin birleşmesiyle 1973 yılında Belediye olmuştur. 1987-1988 yıllarında ´da ilçe teşkilatı kurularak Samsun´a bağlanmıştır.
Dünya Savaşından önce yörede Türkleri yanı sıra Rum, Ermeni ve Gürcü nüfusun da yaşadığı bilinmektedir. Dünya Savaşı sırasında özellikle Ermeni çeteleriyle Türk halkı arasında çatışmalar yaşanmıştır. Ancak,Türk halkının yılmaz mücadelesi sonunda Ermeniler bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştır.
Samsun´a uzaklığı 54 km. olan ilçenin güneyinde Erbaa ve Akkuş, doğusunda Terme, batısında Ayvacık, kuzeyinde ise Çarşamba ilçeleri bulunmaktadır, denize kıyısı yoktur.
İlçenin kuzeyi düzlük, güneyi engebelidir. Yeşilçay ile Terme çayı ilçe merkezinde kesişmektedir. Bu çaylar üzerinde üç köprü vardır: Salıpazarı ile Gökçeli köyünü Kurt köprüsü, Yavaşbey köyünü ise Maviren köprüsü birbirine bağlar.

İlçe ekonomisi genellikle tarıma dayanmaktadır. Tarım ürünü olarak fındık, çilek ve çeltik yaygın olarak yetiştirilir. İlçe de hayvancılıkta gelişmiştir. Dağlık bölgedeki köylerde sepet,kaşık ve çeyiz sandığı gibi ürünler de yapılmaktadır.

11. TEKKEKÖY

Tekkeköy ve civarında yapılan araştırmalar sonucunda Poleolitik dönemden itibaren yerleşimin varolduğu öğrenilmiştir. İlçedeki araştırmalarda Hitit dönemine ait katmanlara rastlanmış, Friglere ait kalıntılar da bulunmuştur. Yöre M.Ö.3. yy ortalarında Pontus devletinin sınırları içine girmiş, daha sonra sırasıyla Roma, Bizans ve Anadolu Selçuklu devletinin eline geçmiştir. Selçuklular Anadoluya yerleşmeye başladığı zaman; Bizans devletinin egemenliği altında olan bu yöreyi Türklere ve islamiyete açmak için, bölgenin önemini de dikkate alarak, büyük Türk velisi Şeyh Zeynüddin´j buraya göndermiş ve bir Tekke kurdurtmuşlardır. Tahminen 1250-1330 yılları arasında yaşayan Şeyh Zeynüddin kurduğu tekkede yolcuları, düşkünleri, fakir fukarayı kazan kurarak doyurmuştur. TEKKEKOY adının buradan geldiği söylenmektedir. 1399´da Tekkeköy Osmanlı egemenliğine girmiştir. 1402 Ankara savaşından sonra Kubatoğullarının eline geçmiştir. 1419´da Çelebi Mehmet Tekkeköy´ü tekrar Osmanlı topraklarına katmıştır.
Samsun-Trabzon karayolunun 13.km.´sinden güneye doğru 1 km içeride yer alan ilçe, Tekkeköy deresinin kıyı ovasına açıldığı kesimde kurulmuş olup topraklarının üçte birini Çarşamba ovasının devamı oluşturur, dolayısıyla bu kısımlar sulu tarıma elverişlidir.
Önemli gelir kaynakları arasında tarım ve hayvancılık yer alır. Tütün en büyük gelir kaynağıdır. ilçede yetiştirilen karalahana, marul ve diğer sebze türleri, Samsun ve diğer pazarlara sev edilerek ekonomik girdi oluşturur. İlçede 1944 yılında kurulan Gelemen Devlet Üretim Çiftliği, Karadeniz bölgesinin kaliteli tohumluk ve yem ihtiyacını karşılamak amacıyla 46.000 dönümlük bir araziye kurulmuştur. Bölgede teknik tarımı ve arıcılığı geliştirmek de çiftliğin amaçları arasındadır. Çiftlikte meyvecilik ve fidancılık’ın da yapıldığı atölyeler vardır.
Ilçe sınırları içerisinde yeralan Karadeniz Bakır Işletmeleri, Azot Fabrikası, Kutlukent yöresindeki sanayi ve organize sanayi bölgeleri ilçeye ekonomik alanda hareketlilik getirmiştir.




12. TERME

Terme´nin tarihi M.O. 1000 yıllarına inmektedir. Hatta eski tarihçiler M.Ö.1200 yıllarında şimdiki Terme çayı kıyısında efsanevi kadın savaşçı olan amazonların yaşamış olduklarını ileri sürmüşlerdir.
Terme isminin, Amazonların kurdukları kıyı kenti olan Thermodon dan( bu günkü Terme çayı) geldiği söyleniyor.
İlçenin en eski halkının Gaskalar olduğu sanılmaktadır. Hititler Samsun´a kadar yayılınca Gaskalar’ıda yönetimleri altına almışlardır. Türklerin Anadolu´ya hakim olmaya başladıkları 11.yy´ a kadar Termede sırasıyla Hititler, Frigler, Medler, Persler ve Romalılar yönetim kurmuşlardır. I. Alaittin Keykubat zamanında ( 1219 - 1236 ) Terme dahil bütün Karadeniz sahili Anadolu Selçuklularının yönetimine girmiştir. Moğol istilaları nedeniyle dağılan Selçuklu imparatorluğunun topraklarında Türk Beylik1eri kurulmaya başlanmıştır. Bu dönemde Amasya, Samsun, Tokat, Sivas, Kayseri vilayetlerinde Eratna Beyliği kurulmuştur. 1381´de Kadı Burhanettin Eratna Beyliğini ele geçirince Terme onun bölgesine bağlanmıştır. Bu arada yörede Canik Beyliği de kurulmuştur.1398´de Yıldırım Beyazıt Amasya ve Karadeniz kıyılarında bütün beylikleri Osmanlı topraklarına katmıştır. Cumhuriyete kadar Terme, Canik Mutasarrıflığının idaresinde yönetilmiştir. Terme Belediye Teşkilatı ise Cumhuriyetten önce kurulmuştur.
Terme, denizden 3-5 km. içeride kurulmuş olup Samsun´a uzaklığı 58 km.dir. İlçenin kuzeyinde Karadeniz, doğusunda Ünye ve Ikizce, güneyinde Akkuş ve batısında ise Salıpazarı ve Çarşamba ilçeleri yer almaktadır. Ayrıca, kuzeyinde kıyı ovası, güneyinde ise Canik Dağları uzanmakta. Enyüksek noktası 450 metredir. Kara Ormandan doğan Terme çayı ilçeyi tam ortasından ikiye bölerek Karadenize dökülür. Çarşamba Dağlarından doğan Delidere akarsuyu daKaradeniz´e dökülür, akarsuyunun yatağının bazı kısımlarında göller oluşmuştur. İlçede Simenit gölüne dökülen Karaboğaz ve Abdal Dereleri de vardır. Dünyanın ikinci büyük kavak ormanı daTerme´dedir.
Terme ekonomisi ağırlıklı olarak tarıma dayalıdır. Bu verimli ova da ünlü Terme pirinci ve findık yetiştirilmektedir. İlçede kültür kavakçılığı da oldukça yaygındır. Bunların yanısıra, Sahil kasabası olması nedeniyle balıkçılık ve diğer bazı deniz ürünleri avcılığı da geçim kaynakları arasında sayılabilir. Ilçede besicilik ve arıcılık gibi ekonomik faaliyetler de önemli yer tutmaktadır. Terme´nin en önemli sanayi kuruluşları, ilçe´de yetiştirilen fındığı işleyen fabrikalardır. Bu fabrikalarda üreticiden alınan fındık, iç fındık haline getirilerek ihraç edilmekte veya iç piyasaya sürülmektedir. Çeltik de aynı şekilde fabrikalarda işlem görerek pirinç halinde ihraç edilir ve ya iç piyasada tüketilir.



13. VEZİRKÖPRÜ

Vezirköprü´nün tarihi Hitit´lere (M.Ö.2000-M.Ö.700) kadar uzanmaktadır. Şehir, Hititler tarafından şimdiki ilçe merkezinin 2.5 km. kadar uzağına kurulmuştur. 1695 yıllarındaki Celali isyanları sırasında sık sık baskına uğramış ve kasaba yağmalanıp yıkılmıştır. Bu nedenle insanlar kalelere sığınma ihtiyacı duymuşlar ve Taşkale ve Toprakkale’yi inşa etmişlerdir. Şimdi bu kale yıkıntıları üzerine kurulan mahalleler aynı adlarla anılmaktadır. Celali isyanlarından sonra Köprülü Mehmet Paşa ilçedeki yıkılmış yapıları tamir ettirmiş ve ayrıca yeni eserler de yaptırmıştır. İskelet olark bu günkü durumu o zamandan kalmadır. İdari bakımdan Sivas Beyler Beyliğine bağlı Amasya mutasarrıflığı içinde olan Vezirköprü; 1925 yılına kadar Amasya´ya bağlı bir ilçe iken;1925 yılında Samsun’a bağlanmıştır. Kasabanın adı Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Şınder olarak geçmektedir. Mehmet Paşa Sadareti zamanında ilçe Vezirköprü adını almıştır.
Vezirköprü, Samsun un güneybatısında yeralır. Doğusunda Havza, batısında Boyabat ve Osmancık,güneyinde Gümüşhacıköy ve Merzifon, kuzeyinde ise Alaçam ve Bafra ilçeleri bulunmaktadır.
İlçe ekonomisi genellikle tarıma dayanmaktadır. Bunun yanında hayvancılık ve orman ürünleri de önemli yer tutar. Her çeşit tahıl üretimi ile sebze ve meyvecilik gelişmiştir. Ayrıca; Şekerpancarı , tütün , kendir , ayçiçeği, susam ve zeyrek tarımıda yapılmaktadır.
Vezirköprü de sanayinin fazla geliştiği söylenemez. ORÜS (Orman Ürünleri Sanayi) Entegre Kereste Fabrikası ilçe ekonomisine canlılık kazandırmıştır. Ayrıca un fabrikaları ile zirai aletler imal eden kuruluşlarda vardır. Sanayiye bağlı olarak ticaret, taşımacılık ve ulaşım gibi sektörlerde de canlanma görülmektedir. İlçede birde küçük sanayi sitesi bulunmaktadır. Ayrıca heybecilik, semaver yapımı, ip ve urgan yapımı da ekonomik faaliyetler içinde sayılabilir.


14. YAKAKENT

Kuruluşu M.Ö.2. y.y.’a rastlar. 1896 Yılında muhtarlık, 1 Mart 1963 yılında Belediye Teşkilatı kurulmuştur. Aynı yıl, Gümenes olan ismi, kıyı şehri anlamına gelen Yakakent olarak değiştirilmiştir. 09.05.1991 yılında ise ilçe olmuştur.
Yakakent; Karadeniz kıyısında Sinop ile Samsun il sınırları arasındaki geçit noktasındadır. Samsun´a uzaklığı 84 km olup doğusunda Alaçam, batısında Gerze, güneyinde Canik Dağları ve kuzeyinde ise Karadeniz yer almaktadır.
İlçe ekonomisi tarımsal karektere sahip olmakla beraber; balıkçılıkta ekomomisinin ağırlıklı sektörüdür. Karadeniz de avlanan her türlü balığı ve ayrıca dünyaca ünlü Mersin balığını bulmak mümkündür. Sayıları 70 ´e yakın irili ufaklı balıkçı teknesi ile balık avı yapılmaktadır. Deniz ürünlerini değerlendiren özel sektöre ait iki fabrika da bulunmaktadır. Bunlar; Sarsan Balık Unu ve Yağı fabrikası ile İpek Gıda Fabrikasıdır. Burada; Vatos köpekbalığı ve Kum midyesi gibi bazı deniz ürünleri işlenip şoklanarak Fransa´ya ihraç edilmektedir.
İlçenin karakteristik tarım ürünü tütündür. Köylerde buğday, mısır ve çeltik de yetiştirilmektedir

 
 
AMASYA´NIN TARİHİ

Amasya ilinin merkezi. Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden biridir. Yeşilırmak Vadisi’nde şehri önemli merkezlere bağlayan kara ve demiryolları kavşağında yer alır. Yüzölçümü 1.730 km2, nüfus 133.207 (2000). İlkçağ kaynaklarında kentin adı Amasieia şeklinde kayıtlıdır. MÖ I. binden sonra kent ve yöresine Hitit ve Lidya devletleri egemen oldular. Bunları, MÖ 6. yüzyılda Persler, MÖ 4. yüzyılda Makedonyalılar ve Pontos devletleri izledi. MÖ 1. yüzyılda Romalılar kenti Pontos Krallığı’ndan aldılar. 395’te Bizans’ın, daha sonra da sırası ile Sasani, Arap, Danişment, Anadolu Selçukluları, Harizm Türkleri, İlhanlılar, Eretna Bey, Kadı Burhaneddin, nihayet 1393’te Yıldırım Bayezid tarafından Osmanlı Devleti sınırları içine alındı. 1402’den sonra Çelebi Mehmed’in eline geçen kentte birçok Osmanlı şehzadesi yönetici olarak bulundu. Bu dönemde merkezi durumunu koruyan Amasya, 1839’da Sivas vilâyetine bağlı 4 sancaktan birinin merkezliğini yaptı. Kurtuluş Savaşı sırasında ilk Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nden birisi burada kuruldu. Mustafa Kemal, Türk Milleti’ne ilk genelgesini bu kentte kaleme aldığı gibi, Osmanlı Hükûmeti temsilcisi Salih Paşa ile Heyet-i Temsiliye adına yine bu kentte buluşarak ünlü protokolü imzaladı. Cumhuriyet döneminde il merkezliğini korudu.

Antik Çağ´da yaşamış Amasyalı tarihçi Strabon’un sözünü ettiği Amasya’daki kale, saray, mezarlar ve köprülerden Harşane Kalesi diye bilinen kale, Hititler zamanında inşa edildi. Pontos, Roma, Bizans, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde eklemeler yapıldı ve onarımdan geçirildi. Kalenin Yeşilırmak kıyısına inen surlarının bazı bölümleri bugün de ayaktadır. İç kaledeki saraydan yalnızca teras ve destek duvarları kalmıştır. Kale eteklerindeki Pontos krallarının mezarları (MÖ 3. yüzyıl) oldukça yıkık durumdadır. Strabon’un sözünü ettiği köprülerden biri bugün hâlâ ayakta duran Alçakköprü’dür. Meydan, Maydanos, Hükûmet (Helkis), Kuş (Kunç) köprüleri, Anadolu Selçuklu veya Osmanlı dönemlerinde yapılmıştır. Şehirdeki yapıların en eskilerinden biri olan Fethiye Camii, 7. yüzyılda kilise olarak yapılmış, 1116’da Danişmendliler döneminde camiye çevrilmiştir. Burmalı Minare Camii (13. yüzyıl), Gökmedrese Camii (1267), Torumtay Türbesi (1278), Anadolu Selçuklu yapılarıdır. Hızır Paşa Camii (14. yüzyıl) özgün biçimiyle günümüze ulaşmış ender camilerden biridir. Amasya Darüşşifası veya Bimarhane (1308-1309), tıp medresesi olarak yapılmıştır. Anadolu Selçuklu taş işçiliğinin güzel örneklerini taşıyan bu darüşşifada tıp eğitimi verildiği ve akıl hastalarının müzikle tedavi edildiği bilinir. Osmanlı dönemi yapıları arasında, Şehzadeler Türbesi (1410), Bayezid Paşa Camii(1414), Çilehane Camii (1414), Mustafa Bey Hamamı (1436), Bayezid Külliyesi (1482-1486), Mehmed Paşa Camii (1486), Kapıağası Medresesi (1488), Hatuniye Camii (1510), Şehzade Osman Türbesi (1513) sayılabilir. Bedesten, 1483’te yapılmış, günümüze ancak dört duvarı kalmıştır. Yeşilırmak kıyısındaki yalılar da, Osmanlı dönemi mimarlığının en güzel örnekleridir.
Sayfa Üretim süresi :0,0625

© 2008 samasder.org.tr
İSTANBUL SAMSUN-AMASYA KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ http://www.samasder.org.tr

Tam Ekran